Kafamın köşesindekiler. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kafamın köşesindekiler. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2009 Cuma

GDO' ya Karşı İmza Kampanyasına Katılın!...


GDO' ya Hayır Demek İçin: TıkTık
Bilimadamları 25 yıl önce, genleri DNA’dan ayırarak başka bir canlıya yerleştirebileceklerini keşfettiler.
Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.
Özellikle 1980’lerden sonra bitki biyoteknolojisi alanında önemli gelişmeler sağlandı. İlk transgenik (genetiği değiştirilmiş) ürün olan, uzun raf ömrüne sahip Flavr Savr domatesi 1996 yılında raflardaki yerini aldı. Bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi.
Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Günümüzde mısır ve pamuğun zararlılara, soya ve kanolanın böcek ilaçlarına, papaya ve kabağın da virüslere karşı dirençli olmasında GDO teknolojisi kullanılıyor.
Genlere müdahale ederek bitkilerin lezzet, besleyicilik ya da dayanıklılık gibi özelliklerini geliştirilebiliyor. İstanmeyen durum ve olaylara daha kolay müdahale edilebiliyor. Genetiği değiştirilmiş organizmaların özellikle aşı ve ilaç yapımında kullanılması önem kazanıyor. Susuzluğa dayanıklı bitki geliştirme çalışmaları ise halen devam ediyor.
AŞILARDA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER TAŞIYOR Gıdaların genetiğinin değiştirilmesi ile ilgili tartışmlar devam ediyor ancak genetiği değiştirilmiş ürünler yeni değil. İnsülin geninin domuzlardan alınıp bir bakteriye aktarılmasıyla diyabet hastalarına insülin sağlanabiliyor. Tiroid ve büyüme hormonları genleri, hayvanlardan kesilerek bakterilere aktarılıyor ve hormon eksikliği olan insanlar faydalanabiliyor. Şekersiz yiyecekler kullanılan Aspartame maddesi de GDO’lardan üretiliyor.En önemlisi ise hepatit B aşısı başta olmak üzere bir çok aşının GDO’lardan elde ediliyor olması.
AÇLIĞA ÇARE Mİ? Ayrıca genetik müdahale ile daha bol ürün elde edilemesi de teorik olarak mümkün. Bu özelliklerinden dolayı, GDO’yu savunanlar, bunun dünyada artan gıda ihtiyacın karşılanması konusunda cevap olabileceğini savunuyor.
ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma ise GDO’lu ürünlerin daha yüksek verim sağladığının genel bir doğru olarak kabul edilemeyeceğini ortya koydu. Bu rapora göre verimin daha yüksek olduğu bölgeler olduğu gibi daha düşük olduğu bölgeler de var.
ELEŞTİRİLER GDO teknolojisindeki gelişmeler ve bu tür bitkilerin daha yaygın olarak kullanılması ile birlikte GDO’lu ürünler hakkında tartışmalar da yoğunlaştı.GDO’lu ürünler özellikle insan sağlığı ve çevreye etkileri konusunda eleştirilerin merkezine yerleşti.
Konuyu sağlık açısından ele alan bazı bilimadamları, GDO içeren yiyeceklerin insan sağlığına zararlı olaileceğini savnuyor. Gen bitkinin içine yerleştirildiği için, onu tüketenlerin de risk altında olacağı, sağlık konusundaki eleştirilerde sık sık dile getiriliyor. GDO’ların hedef olan ürün hariç diğerlerinde nasıl bir etki yaptığı bilinmiyor. Zaman zaman bu gıdaların kansere yol açacağı iddiaları dil getirilse de bunun doğruluğunu kanıtlayan bir araştırma henüz yapılmadı.
ÇEVREYE TEHDİT Mİ? GDO’lu bitkilere getirilen eleştiriler önemli bir bölümü de doğal çevreye olan etkileri ile ilgili. Karşıt görüştekiler GDO içeren ürünlerinin tohumları çevreye karışıarak doğal ürünleri etkileyip yapısnı bozabileceğini savunuyor. GDO’lu ürünlerin doğal ortama yayılıp yaygınlaşması sonucunda böcek nüfusunun olumsuz etklilenmesi ve tüm ekosistemin çökme olasılığı da dile getirilen bir başka eleştiri. GDO’lu ürünlerin biyoçeşitliliği tehlikeye sokacağı ve biyolojik kirliliğe neden olacağı da yaygın endişeler arasında.
HANGİ ÜRÜNLERDE GDO VAR Özelikle GDO’lu soya ve mısır nedeniyle geniş bir ürün yelpazesinde GDO’lu ürünler kullanılıyor. GDO’lu soya; sucuk, salam, sosis gibi kırmızı etin kullanıldığı ürünlerde, etsuyu tabletlerde, fındık-fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, çeşitli unlu mamüller, süt tozu, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor.
GDO’lu mısırın kullanıldığı alanlarsa; nişasta bazlı tatlandırıcılar yoluyla gazoz, kola ve meyve suları, mısır yağı, bebek mamaları, hazır çorbalar ve hayvan yemleri...



2 Kasım 2009 Pazartesi

Kadınlar Ne İster?


Yıllardır birçok tartışmaya konu olan bu sorunun cevabını Alman bira markası “Beck's”in internet blogu Daily Different, kadın dergilerini araştırarak, erkeklerin kafa yorduğu bir sorunu açıklığa kavuşturmuş.
İşte kadınların bir erkekte aradığı 10 özellik ve bunlara sahip olmanın yolları:
1- Dürüstlük: Bir kadını dürüst olduğunuza ikna etmenin en basit yolu ona cep telefonunuzun PIN kodunu, e-posta ve facebook hesaplarınızın şifrelerini vermek.
Pin kodunu bilmem ama ajanlık ne güne duruyor:) gıcık ne olucak:(
zaten bilgisayarı da o bilmez he ..he...


2- Zekâ: Zeki erkek imajı çizmek için, soru soran bir kadına ciddi ve gerçekçi bir ses tonuyla uydurma yanıt vermek yeterli.
Ee bi dinlese uydurma cevaba da razıyım:(


3- Güzel bir gülümseme: Ağız hijyenine dikkat etmek ve beyazlatıcı bantlar, bir Hollywood gülüşü sağlayacaktır.
Dişçi korkusu yetiyo zaten korkak biraz ...


.4- Espri anlayışı: Bir erkekte olan en çekici özellik espri anlayışıdır. Ünlü komedyenlerin şakalarından alıntı yapabilirsiniz.
Esprileri iyi olur bi de bana yaparsa:)


5- Davranış: Düzgün davranışlar, iyi yetiştirilmiş bir aileden geldiğinize işarettir. ‘Lütfen’ ve ‘teşekkür ederim’ demeyi ihmal etmeyin, dirseklerinizi masaya dayamayın, çatal bıçağı düzgün kullanın.
Aileden gelme asaletine bi şey diyemicem...


6- Hassaslık: Bambi’yi izlerken gülmek yerine ağlıyormuş gibi yapın. Bir kadınla yolda yürürken gördüğünüz dilenciye para verin.
aaa çok duygusaldır hakketen...


7- İçtenlik
İçten mi bazen benim kadar olabiliyo


8- İyi bir iş: Zengin olun. Kadınlar çalışkan bir fast food çalışanıyla çıkmaktansa, işsiz milyoneri yeğler. İyiliğiniz için iyi bir iş bulun.
Çalışkanlığı ve işkolikliği takdirlik valla doğru söylüyorum.


9- Ev: Kendi evinde yaşayan erkek bir kadın için idealdir.
Evcimen, evcimen..


10- Otomobil
Ayaklarım ne güne duruyor, yürümek sağlıktır:) Beni düşünür beni :D
Bu kriterler size de uyuyor mu???
Bana uyar ama ... cevaplar yukarda:)))

"gazetevatan"

13 Ekim 2009 Salı

Takıldığım Yeni Dizi:)) Kapalıçarşı


keyifle seyredilir bir dizi :)
Hayat üniversitesinden mezun olmuş, içtikleri su ayrı gitmeyen üç yakışıklı adam… Ve yazgısına boyun eğmektense onların arasına düşüveren kasabalı güzel bir genç kız.

İlmek ilmek örülen bir aşk…

Dostluk, dayanışma, macera…

Hepsi, İstanbul'un göbeğinde, içinde dünyaları barındıran Kapalıçarşı'da bir arada.

Nejat İşler, Olgun Şimşek, Mert Fırat, Aslı Tandoğan ve Erkan Can'ın başrolleri paylaştığı Kapalıçarşı dizisini zevkle seyredeceğinizi umuyorum...
ATV.de Pazartesi akşamları saat:20.00 ve tekrarı Perşembe' leri Aşk-ı Memnu' dan sonra... benden söylemesi:))
beğendimm !...


12 Ekim 2009 Pazartesi

2 Ekim 2009 Cuma

Summer Son

Sevgili Öykü , telefonunun melodisini değiştirdiğini yazınca, benim de aklıma telefonumun melodisini paylaşmak geldi. Telefonuma Texas grubunun "SUMMER SON" parçasını yükledim. Bu parçayı dinleyip, izlemek için: TıkTık: Bu şarkıyı çok seviyorum. Bazen sırf dinlemek için telefonum çalınca, geç açıyorum o kadar yani:P
Ayrıca Reamonn'un "TONİGHT" adlı parçası, telefon melodisine uysaydı, diğer tercihim o olurdu. Dinlemek için:
Öykü gibi bende, insanlar hakkında telefonlarının melodilerinden hüküm veriyorum. Benim hükmümü siz verin bakalım.:P Bende sizin telefonunuzun müziklerini bekliyorum ona göre yağma yook:))

4 Eylül 2009 Cuma

Aşk_ı Memnu Aşkı ( istek üzerine:p)

Eylül geldi, Aşk-ı Memnu hasreti bitti:))Walla bu akşam ne kimseyi iftara davet ettim ne de davete gittim.Eve gidip, koltuğa kuruldum.... Özeti bayağı bi uzundu da elimde çayım, hazır nazır beklerken bi ara içim geçse de, esas bölüm başlayınca gözlerim faltaşı gibi açıldı... biraz Agatha Christie' ce başlasa da güzeldi yani... bahçede ayrılamamalar bayağı uzuncaydı , ben olsam telaşe içinde hemen kaçardım da:) görülecekler diye pek panik oldum:p ... Dizide ; kocamcım, sadece tekneyi seyrederken nefessiz kalıyor; bende kıyafetler, yeni evler ve de tabii ki Kıvanç' ı izlerken he he he !.... Birde Kıvanç'ın M.Cumbul' dan ayrıldığı iyi oldu, yoksa filme adapte olmam zorlaşıyor:p
Bu arada yasak aşk, dizisinin yasak âşıkları Beren Saat ile Kıvanç Tatlıtuğ’ un tıpkı dizideki gibi aşk yaşamaya başladığı konuşuluyor ...
Cuma ve Cumartesi günleri Cihangir’de el ele yürürken görülmüşler:)) Güzel... yakışıyorlar zaten ilerki sahneler daha bi ateşli olacak gibi ne dersiniz ??...
Bu çanta acaba başa bela olacak mı???Küpeyi kim buldu??? bence annesi olabilir amma... Agatha Christie' ce düşünürsek başkası da olabilir...Haftaya kadar sabır:))

29 Aralık 2008 Pazartesi

A.Ö.F Kayıtta Son Gün !..Yeni Yılda Dilek Dile..


Açık Öğretim Fakültesinin öğrenci affından, benim gibi yararlanmış iseniz kayıt olmak için bu gün son gün!... Zaten şu saate kadar kaydolmadıysanız, bi daha da kimse sizi affetmez. :)) Ben Turizm ve Otelcilik okudum ve bir tek dersten kaldım. O da Muhasebe :P... en sevmediğim bir ders. Üstelik baba mesleği yani :)). Demek ki sevmeyince olmuyormuş. Neyse yıllar sonra bu af meselesi çıktı da benim de otelcilik hayallerim debreşti ... Otel kuracak halim yok, ama bir butik otel hayalim vardı bir zamanlar... Bakarsınız yılbaşında piyango çıkar her işte bir hayır vardır derim , olur mu olur valla... Belki o zaman tek ders için verdiğim 180 ytl . ve daha sonra vereceğim 2. taksiti de içime oturmaz. Hazır yeni yıl kapıdayken isteklerimizi Hıdırellez' de yaptığımız gibi bir kağıda yazıp camımızın önüne , süslediğimiz yeni yıl köşesine , çam ağacımıza ya da saksı çiçeğimizin dallarına asabiliriz.. Ben ilk iş olarak herzaman sağlık isterim Allah' tan, huzur, mutluluk ve bütün ailemle, çocuklarımla eksilmeden çoğalarak bereketli bir yaşam dilerim. Hıım..... unutmadan okul bitirmeyi de eklemek lazım bu yıl... Sizin de mutlaka arzularınız vardır. Haydii !... ne duruyorsunuz alın kağıt kalemi elinize, başlayın dileklerinizi yazmaya... Allah hepimizin hayırlı dualarını kabul etsin. Çünkü çok arzuladığımız bir şey bizim için iyi olmayabilir. İyi yıllar...

31 Ekim 2008 Cuma

Dünyanın Gözü " AMASRA "

Safranbolu-Bartın yolunda Amasra istikametine, böyle birkaç kilometre sanki ağaçlardan bir tünelde gidiliyor...Kaleden Amasra manzarası...
Bu fotoğrafta sahilden...
Kale içindeki evlerden bir tanesi (ama hepsi çok eski değil...)

Kale içindeki tarihi bir yapı...

Safranbolu' ya gitmişken, Amasra' yı da görmeden dönmek olmazdı. İki gün, bir gecelik bu kısa gezi programında Amasra' yı dönüş gününe rastlatarak direk dönmeyi planladık. Gerçekten de iyi oldu. Bir önceki gün Safranbolu' ya gidişimiz öğle saatlerini buldu; biraz oyalandıktan sonra Safranbolu baştan başa keşfedilip, konakta akşam yemeği yendikten sonra, dinlenme fırsatı oldu. Ertesi sabah saat 10.30 civarında Bartın istikametinde Amasra' ya gitmek elli dakika kadar sürüyor. Bartın yolu çok ama çok güzel, adeta ağaçlardan bir tünel ... Bir de sonbahar mevsiminin güzelliği de eklenince insan Allah' ına tekrar tekrar şükretmeden edemiyor. Yolda Amasra' ya ve Karadeniz' in haşmetli manzarasına tepeden bakmak için durduğunuzda ise manzaranın ihtişamı karşısında nefesiniz kesiliyor... Amasra ise kendi halinde şirin ve küçük bir balıkçı kasabası. Deniziyle, havasıyla, Cenova şatosu ve tarihi kalesiyle dünyanın şanslı kasabalarından. Bir gün Amasra' ya yolunuz düşerse meşhur salatasıyla balık yemeyi, tatlı lokmasından tatmayı, merdiven çıkmaya üşenmeden kaleye çıkıp, kalenin içinde yürümeyi (kalenin içi bir mahalle,yaşayan insanlar var.) ve Amasra' ya bir de oradan bakmayı, dönüşte de eğer yolda durabilirseniz Kuş Kayası anıtına çıkıp dünyanın gözü de denilen Amasra' yı bir de oradan seyretmenizi tavsiye ederim.

27 Ekim 2008 Pazartesi

TULPETANNE' S BLOG


Sevgili arkadaşlar şu andan itibaren Wordpress' de bir blog açıp, bu blogumu her ihtimale karşı yedeklemiş bulunmaktayım. Bloglarını yedeklemek isteyenler Wordpress' e üye olup ücretsiz blog açabiliyorlar. Blogger' deki blogunuzu onların gösterdiği yoldan, kolayca içe aktarmak mümkün. Her ihtimale karşı, tulpetanne's blog adı ile de çalışmalarıma iki taraflı devam edebileceğim. İkisine de buyurun... Beklerim...

14 Ekim 2008 Salı

Hırsıza Kilit Yok !...




Dün sabah kalktığımda başıma gelecekleri bilseydim ne yapabilirdim bilmem ama gelincede hiç birşey yapılamıyor doğrusu. Babamı her gün aramaya çalışırım, ararımda ... Sabah ritüeli yapmıyorum artık. Annem gitti gideli belirli bir telefon saati alışkanlığı edinmek istemediğimden günün farklı saatlerinde arayıp babamın halini kontrol ediyorum.Yani kısacası daha babamı aramamıştım. Cep telefonumdan kız kardeşim aradı. Babamın, pantolonunu ve evin anahtarlarını bulamadığını söyledi. Tabii ki soluğu evde aldım. Bakıcı kadınla heryeri aradık yok yook !... Çünkü evde kapı zorlanmış, hırsız girmiş ve karıştırılmış bir durumda yok. Şaşırtıcı bir durum yani. Pantolon gitsin önemli değil de babamın biriktirdiği bütün parası da cebindeymiş. Babaları yaşlı olanlar bilirler onlar paralarını kimseye emanet edemezler ama yanlarında taşıyarak güvenli zannederler böyle yani... Eskilerin deyimiyle cana geleceğine mala gelsin diye bir söz vardır, doğru söze ne denir. Babam oturma odasında televizyonunu seyrederken, kadında yemek hazırlama derdinde hırsız kişi kendi evine girer gibi giriyor ve pantolonu alıp hiç birşey olmamışcasına çıkıp gidiyor. Allah korumuşta karşılaşmamışlar ... Sonra 155 ' e haber verme, polislerin parmak izi alarak farklı parmak izi arama durumları, karakolda ifade, çilingir bulma, kilit değişimi, aman babam hastalanmasın derken akşam oldu da evime ancak gidebildim. Kendimi salonun kanepesine attım atmasına da, bin kilo yük taşımışcasına fiziki ve psikolojik yorgunluktan yattığım yeri bilemedim. Dün' ün bilançosu böyle yani... Ne yapalım sağlık olsun, Allah herkesi kötü niyetli insanların şerrinden korusun.

.

.